Kur’an-ı Kerim Ayetleri ile Yasaklar – II

Kuranı-Kerim

Zinadan Uzak Durun

zina

“Zinaya yaklaşmayın! O; hayasızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.”

İsra, 32

 

 

 

Zina, iki insanın evli olmadığı halde cinsel olarak ilişkiye girmesi olarak tanımlanır. Allah’ın bize gönderdiği kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu davranış kesin olarak yasaklanmış ve cezasının büyük olduğu belirtilmiştir. Bir kadın ve bir erkeğin cinsel birliktelikte bulunması için evli olması şarttır. Bunun dışında yaşanan ilişkiler ahlaksızlık olarak görülür. Toplumun en küçük birimi olan aile kurumu, iki insanın evliliği ile kurulur ve daha sonra bu kuruma çocuklar katılarak mutlu bir dünya yaşamı sürülür. Fakat günümüz toplumlarında eski günlere göre daha fazla yaygınlaşmış olan evlilik dışı ilişkiler aile kurumuna zarar vermektedir. İnsanların ortalık yerde yahut gizli olarak yaptıkları zina Allah katında her şekilde cezalandırılır. İnsanlardan saklanır fakat Allah her şeyi görendir, bilendir. Bununla birlikte bir kişinin 4 görgü tanığı olmadan iffetli kadınların zina yaptığını söylemesi ayetlerde yasaklanmıştır. Yine ayetlerde: “O bir şeyden habersiz iffetli mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanete çarptırılmışlardır. Büyük bir azap vardır onlar için.” (24/23) buyrularak da bu kötülüğü yapanların her iki dünyada da büyük bir azap çekecekleri bildirilmektedir. Yine kendi eşlerine zina ettiğini söyleyen bir erkeğin 4 tanığı olması ve Allah adına 4 kere yemin etmeleri ve 5. de eğer yalancılardan ise Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesi gerekir (24/6-7). Buna karşılık suçlanan kadının, kocasının yalan söylediğine dair dört defa yemin etmesi ve besincisinde şayet suçlayan erkek doğru söylüyorsa Allah’ın azabının kendisi üzerine olması şeklindeki sözleri kendisinden cezayı düşürür (24/8-9). Görüldüğü gibi yüce Rabbimiz kadının beyanını erkeğinkinden üstün tutmakta ve zina ile suçlanan kadınların toplum tarafından baskı ve işkence görmelerinin önüne geçilmektedir. Oysaki erkek egemenliğinin olduğu insanlık tarihine şahit oluyoruz. Fakat Allah kulları arasında ayrım yapmaz ve kadın erkek kim olursa olsun haklı olanı korumayı uygun görür. Böylece Kur’an pek çok konu gibi bu denli hassas bir konuda da en medeni ve hukuki yaklaşımlarda bulunmakta ve insanların haksız yere mağdur olmalarının önüne geçmektedir.

 

Kibirli Olmayın

kibir

 

“Allah, kibredenleri sevmez.”

Nahl, 23

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.”

İsra, 37

 

 

Kibir, kişinin kendisini başkasından üstün görmesidir. Büyüklenmek, kendini beğenmek, böbürlenmek, kul olduğunu unutup kendini en üstün görmektir. Kibir şeytani bir his, şeytana mahsus bir özelliktir. İblis de Rabbimizin emrine karşı gelerek üstünlük taslayarak Hz. Adem’e secde etmeyi kabul etmemiştir. Bu isyanı yüzünden Allah katından kovulmuştur. İman sahibi müminler alçak gönüllü, mütevazi, hakkı bilen kimselerdir. Elinde olan nimetlere şükreder, başkasının malına göz dikmez, sahip olduklarıyla yetinirler. Kendinin olmayanı olmuş gibi göstermez, üstün görünmeye çalışmazlar.

Şüphesiz yüce Allah imtihanı gereği insanların bir kısmını diğer bir kısmından dereceler bakımından üstün kılmıştır (43/32). İmtihan gereği üstün özelliklere sahip olanlar şükür etmek yerine kibirlenirlerse gerçekten kötü yoldadırlar. Biz kullara düşen sahip olduğumuz üstünlükler sebebiyle büyüklenmek değildir. Bu üstünlüğün yüce Allah’ın bir lütfu olduğunu bilerek şükretmek ve sahip olduğumuz üstünlükleri Allah yolunda hayırlı işler için harcamalıyız. Hiç şüphesiz önemli olan bu dünyadaki üstünlük değil ahiretteki üstünlüktür.

 

Haram Yemekten Kaçının

“Onların birçoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemekte yarıştıklarını görürsün. Ne kötüdür o yapmakta oldukları.”

Maide , 62

“O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”

Bakara, 173

Yüce Allah kullarını her zaman helal rızık yemeye davet etmiştir. Kur’an-ı Kerim ayetleri müminlerin helal rızık kazanmaları ve haksız kazançtan kaçınmaları gerektiğini söyler. Ayetlerde: “Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler.” (5/42) denilmekte ve “Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin.” (5/88) buyrularak da kazanılacak rızkın temiz ve helal olması gerektiğine söylenmektedir. Haram yollarla elde edilen mallar hem bu dünyada hem ahirette karşımıza büyük bir suç olarak çıkacaktır. Her türlü yaptığımızdan hesap vereceğimiz düşünülürse haksız kazancın hesabını verebilmek mümkün değildir. Emeğimiz ile helal rızık kazanmak için önümüzde hiçbir engel yokken, kolaya kaçıp, haksızlık edip haram kazanmak bize kötülükten başka bir şey kazandırmaz.

Dinimizde Namazın Yeri

namaz-kabe
Kâbe’de Namaz

İslam dininin beş şartından ikincisi namaz kılmaktır.  İnsanlar ilk olarak, Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanmalıdır. İman ettikten sonra farzların en önemlisi olan namazdır. Beş vakit namaz, hicretten bir buçuk yıl önce Mirac Gecesi’nde farz kılınmıştır.

“Dinimizde Namazın Yeri” yazısını okumaya devam et

Mekke’nin Fethi

mekke
mekke-Fethi
Kabe

Mekke,  dinimizde büyük yeri olan kutsal bir şehirdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed burada doğmuş, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim burada indirilmeye başlanmış ve kıblemiz Kabe de yine bu şehirde yer almaktadır. Kur’an’da “Şehirlerin Anası” sıfatıyla anılır. Günümüzde her yıl milyonlarca Müslümanın ziyaret ettiği kenttir.

“Mekke’nin Fethi” yazısını okumaya devam et

Kabe Hakemliği, Hz. Muhammed’e verilen isim, Muhammed’ül-Emin, Neden Muhammed’ül-Emin denilmiştir?

hacerul-esved-tasi
hacerül-esved-tasi-kabe
Hacerü’l-Esved

Dinimizin son peygamberi olan Hz. Muhammed bütün hayatı boyunca her türlü kötülükten, erdemsiz davranıştan, kötü alışkanlıklardan uzak durmuştur. Tüm yaşamı ile insanlığa en güzel örnektir. Hz. Peygamber, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik yıllarında her zaman erdemli davranışlarda bulunmuş, toplumun takdirini kazanmıştır.

Herkesin örnek aldığı Hz.Muhammed’in erdemli davranışlarından biri de Kabe hakemliğidir. Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yeryüzünün ilk mabedi olan Kâbe inşa edilmiştir. Yıllar içinde hasar gördükçe ya tamir edilmiş veya yeniden yapılmıştır. Hz. Muhammed’in otuz beş yaşlarında olduğu bir dönemde sel felaketi yaşanır. Bundan dolayı büyük hasar gören Kabe, Mekkeliler tarafından eski temeller üzerine yeniden inşa edilir.

Sıra yeniden yapılan Kabe’ye Hacerü’l-Esved taşının konulmasına gelir. Oradakiler arasında anlaşmazlık yaşanır. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebu Ümeyye bin Mugire,” Kabe’ ye ilk girecek kişiyi hakem tayin edelim.” deyince herkes bu fikri kabul eder. Kapıdan ilk giren kişi Hz. Muhammed olur. Herkes çok sevinir ve bu güvenilir kimsenin hükmüne razı gelirler İnsanlar ona dürüst ve güvenilir anlamına gelen “Muhammed’ül- Emin” (güvenilir Muhammed) ismini vermişti. Mekke’de “el-Emin” denildiğinde Hz. Muhammed akla gelirdi.

hacerul-esved-kabe-hakemligi
Kabe Hakemliği

Durum kendisine anlatılınca Hz. Muhammed (sav), bir örtü getirterek Hacerü’l-Esved’i onun üzerine koydu, oradaki kabile reislerinin ile birlikte örtüyü kaldırdı, konulacağı hizaya gelince de taşı kendi elleriyle alıp yerine yerleştirdi. Böylece Kureyşliler arasında çıkmak üzere olan bir çatışmanın da önüne geçilmiş oldu. Yaşanılan bu olay Hz. Muhammed’e ne kadar güvenildiğini göstermektedir.

Namaz Olmasaydı

namaz

İmam-ı Beyheki şöyle buyurmuştur: “Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.” Namazın dinimizdeki yeri tarif edilemeyecek kadar büyüktür. İbadetler içinde en faziletlisi namazdır. Hadis-i şeriflerde sıklıkla namazın öneminden bahsedilir. Kur’an-ı Kerim içerisinde birçok âyette namaz vurgulanır.

Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.
Ankebut Suresi (29), 45

Ayette de belirtildiği gibi namaz gerçekten şuurla ve hakikatına erilerek kılınırsa insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz davranıştan, edep dışı hareketlerden alıkoyar. İnsana huzur verir, hem bedenen hem ruhen temizlik sağlar.

Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse onları serbest bırakın.”
Tevbe Suresi (9), 5

Bu ayet ise müşrikleri kapsamaktadır. İman edip namaz kılmayı ve zekat vermeyi kabul edenler için, daha önce yapmış oldukları şeyler, küfür ve haksızlıklar bağışlanır. Çünkü İslam insanın geçmişini örter, kişi hayata yeni başlamış ve dünyaya yeni gelmiş gibi muamele görür.

Peki dinimizin direği namaz olmasaydı bizi nasıl bir dünya beklerdi?

Öncelikle insan namaz ile günde 5 defa düzenli olarak Allah’ı, kendini ve sorumluluklarını hatırlar. Başıboş yaratılmadığını, yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğini bilir. Namaz olmasaydı Rabbimiz bu kadar sık aklımıza gelmeyebilirdi.

Yaratıcımıza şükür etme isteğimiz, namazın yokluğunda çeşitli hurafelerle baş edilemez bir hal alır insanlar saçma uygulamaların peşine düşebilirdi.

Bize kul olduğumuzu hatırlatan namaz olmasaydı insanların kibiri artabilir, kul olduğunu unutur ve kendini yüksekte görebilirdi.

Namaz olmasaydı namaz kılarak kavuştuğumuz huzur, ruhen yaşadığımız rahatlık ve günahlardan arınma duygumuz elimizden gidebilirdi.

Namaz Allah’a ulaşmanın en özlü ve en mükemmel yoludur, namazın yokluğu bunalımların içinde kaybolmaya sebebiyet verebilirdi.

Kabe'de Namaz

Namaz insana planlı hareket etmeyi öğretir. Namaz kılan bir insan, gününü beş vakte böler. İşlerini ona göre organize eder. Namazın yokluğunda bu tertibi yakalamak zor olabilirdi.

Bildiğimiz üzere namaz için abdestli olmak, bedenin, namaz kılınacak yerin ve elbisenin temiz olması şarttır. Bu da insanlara temiz olmayı öğretir. Namaz olmasaydı bu denli temizlik pek mümkün olmayabilirdi.

Tüm bunları düşündüğümüzde hayatımızda namaz olduğu için şükür etmeliyiz.