Esma-ül Hüsna “El-Müheymin”

EL-MÜHEYMİN: Bütün varlıkları gözetleyen, koruyan, ilmi ve kontrolü altında tutan, himaye eden, şahit, emin ve hakim anlamına gelmektedir. El-Müheymin isminin Ebced değeri 145’tir. Kullar bu ismi şeriften nasiplerini, yaratılanlara merhametli olmakla ve yumuşak bir huy elde etmekle alırlar. Bunu kazanabilmek için huyları düzeltmeye çalışmalı, kötü alışkanlıklardan kurtulmak için çabalamalıdır. “Ya Müheymin” zikri, rivayete göre Hazreti Yunus’un (a.s) zikridir; balığın karnından bu zikre devam ederek kurtulmuştur.

El-Müheymin İsminin Faziletleri

Bu zikre devam eden düşmanlarından emin olur ve dileklerine nail olur.

Güzelce gusül abdesti alıp temizlendikten sonra –abdest bozucu bir hal meydana gelmeden-  bu ismi şerifi yüz defa zikreden kimsenin izzet ve şerefi artar, dilekleri yerine gelir.

Bu ismi zikretmeyi alışkanlık haline getirenler unutkanlık sorunlarından kurtulur.

Her gün 145 kere “Ya Müheymin celle celalühü” zikrine devam eden kimse kötülüklerden korunur ve herkes tarafından sevilir.

Bu ismi şerifi belirtilen miktarda zikreden kimse her şeyden önce manevi duyguları ve melekeleri kuvvet kazanacağı için rakiplerine üstünlük sağlar. Karşısındaki kişiler için güven telkin eder ve sözlerine güvenilir.

Huşu içinde sakin bir yerde 100 kere El-Müheymin ismi şerifini okumak kişinin kalbini nurlandırır.

Bu isim yatsı namazı sonrasında 145 kez okunduktan sonra hiç konuşmadan sağ tarafına yatılarak uyunursa, kişiye rüyasında olacaklar haber verilir.

El-Müheymin Esmasının Geçtiği Kur’an Ayetleri

“O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”(Hadid,4)

“Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.”(Büruc,8-9)

“Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkar edilir mi? Halbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkar edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.”(Ra’d,33)

“(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.”(Maide,48)

“O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.”(Haşr,23)

“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.”(Mücadele,7)

Fatiha Suresi

Fatiha Suresi, Mekke döneminde inmiştir. Yedi ayetten oluşur. Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olduğu için “başlangıç” anlamına gelen “Fatiha” adını almıştır. Kur’an’ın içerdiği esaslar öz olarak Fatiha’da vardır. Fatiha Suresi, eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.

fatiha1_7

Okunuşu

1- Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim.

2- Elhamdulillahi Rabbi’l-alemin.

3- Er-Rahmani’r-Rahim.

4- Maliki yevmi’d-din.

5- İyyake na’budu ve iyyake neste’in.

6- İhdine’s-sırata’l-mustakim.

7- Sırata’l-lezine en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdubi aleyhim ve le’d-dallin.

Anlamı

1-Bismillahirrahmanirrahim

2-4 Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah’a mahsustur.

5-(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

6-7 Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

Fatiha Suresi Bizlere Ne Anlatıyor?

Kur’an-ı Kerim’in bilgi, irşad ve talimatla ilgili bütün muhtevası “bilinmesi ve inanılması gerekenler” ve “yapılması gerekenler” diye ikiye ayrılabilir. Birincisinde Allah, peygamberlik, gayb alemi hakkında bilgiler, öğütler, misaller, hikmetler ve kıssalar vardır. İkincisinde ise ibadetler, hayat düzeni gibi ameli, ahlaki hükümler ve öğretiler vardır. Fatiha suresi bütün bunları ya sözü veya özüyle ihtiva etmektedir ya da bu konularda aklın önünü açarak ona ışık tutmaktadır.

“Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki       Allah’a mahsustur.”

Hamd şuurunu taşıyan bir mü’min, mü’minlik kıvamında belli bir noktaya gelmiş demektir. Çünkü Rabbimiz insanın çok az şükreden bir varlık olduğunu farklı ayetlerde ifade ediyor. Dolayısı ile hamd ve şükür bilincinde olmak mümin için güzel bir seviyedir. 3.ayette geçen “Rahman ve Rahim” Rabbimizin bu dünyada bütün yaratılanlara rahmeti ve şefkatini ifade ediyor. Mümin Rabbinin bu sıfatlarının farkına vararak ümit içinde olmalıdır. 4. Ayette geçen “hesap ve ceza gününün maliki” ifadesi bir korku ve teslimiyeti ifade etmektedir. İnsanın evladından, eşinden kaçtığı ve herkesin kendi derdine düştüğü mahşer anında tek söz sahibi olan Allah’tır ve bu dehşetli günün azabından korunmak için Allah’a sığınmanın tek yolu O’na ibadetle yaklaşmak ve O’ndan yardım istemektir.

“(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”

Mümin bu ayet-i kerimeyi söyleyerek acizliğini itiraf eder ve Rabbinden bir hidayet talebinde bulunur. Çünkü artık bir kulluk şuuruna ermiştir.

“Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”

Mümin “gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil” diyerek gidilmemesi gereken kendisini cehenneme götürecek bu yoldan Rabbine sığınmaktadır. Her namazda Fatiha Suresi’nin ayetleri arasında dolaşan mümin aslında Rabbine karşı ümit ve korku duyguları arasında gidip gelmektedir. Müminin Allah’ın rahmet ve gazabı karşısında içinde olması gereken bu durum bize Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)’nın ruh halini hatırlatır.

 

Namaz Vakitlerinin Anlamları

 

 Allah’ın her emir ve yasağının sayısız hikmeti olduğu gibi namazların belli vakitlerde kılınmasının da elbette birçok hikmeti vardır. Kur’an-ı Kerim’de namaz vakitleriyle ilgili pek çok ayet yer almaktadır.

(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür. (Hud Suresi 114)

Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. (İsra Suresi 78-79)

Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.” (Taha Suresi 130)

Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. (Rum Suresi 17-18)

 

Sabah Namazı

Yeni bir başlangıç

Sabah namazı vakti; bizim anne karnına düştüğümüz anı, kainatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Sabah vakti aydınlıkla birlikte yeni bir güne başlar adeta yeniden doğarız. İnsan sabahleyin çeşitli faaliyetlere başlamak için gerekli vücut zindeliğine kavuşmuş halde uyanır. Bizlere yine O’nun bize verdiği rızkları kazanabilmemiz için bu canlılık ve zindeliği de veren  şüphesiz Allahu Teala`dır. Bu nedenle O’nun verdiği nimetlere ve sıhhate şükür için, sabah namazını kılmakla mükellef tutulmuşuzdur.

Rivayet edildiğine göre sabah namazının fazileti ile ilgili Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin. (Müslim, Mesâcid 261-262)

 

Öğle Namazı

Gençlik ve Cehennem

Öğle vakti günün en sıcak zamanı olduğu için yazın en sıcak dönemine, insanda ise gençlik çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bizlere mahşer gününü hatırlatır. Öğle vakti işlerimizin en yoğun olduğu andır. İnsan, o vakitte günlük işlerin yoğunluğundan dolayı adeta boğulacak duruma gelir. Tam da bu anda hem  bu sıkıntılardan biraz olsun uzaklaşmak, hem de günün o saatine kadar Rabbimizin bize verdiği nimetlere şükürde bulunmak amacıyla namaza koşar ve bizi sıkıntıya sokan dünya işlerinden sıyrılarak bir nefes alma fırsatı buluruz.

Ebu Hureyre(r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu:

 

Sıcak (öğle vakti) şiddetlendiği zaman, onu namazla serinletin. Muhakkak ki, sıcaklığın şiddeti, cehennemin nefes almasından ileri gelir. Öyle ki, cehennem ateşi Rabbine ‘Ya Rabbi! Bir kısmım bir kısmımı yedi.’ diyerek şikayette bulundu. Bunun üzerine Allah, nefesin biri kışta, biri de yazda olmak üzere (yılda) iki nefes almasına izin verdi. İşte sizin gördüğünüz en şiddetli sıcak ve en şiddetli soğuk bundan (bu iki nefesten meydana gelmekte)dır. (Buharî, Mevakît, 9; Müslim, Mesacid, 185, 186, 187)

 

İkindi Namazı

İhtiyarlık ve sonbahar

İkindi vakti, güneşin batmaya meylettiği zamandır. Aynı zamanda insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. İkindi vakti geldiğinde az sonra güneşin batacağını ve birkaç saat sonra yeryüzündeki her şeyin karanlıkta kaybolacağını düşünürüz. Tam ümitsizliğe düşeceğimiz böyle bir zamanda kulaklarımızda ezan sesi yankılanır ve tek sığınılacak kapının Rabb’imiz olduğunu fark ederiz.

Ebu Züheyr Umare İbni Ruveybe (r.a) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi:

Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir.”  (Müslim, Mesâcid 213-214)

Peygamber efendimiz bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmiştir.

 

Akşam Namazı

Ölüm ve kıyamet

Akşam vakti sonbaharın sonunda varlıkların ölmesini, insanın vefatını ve kıyameti hatırlatır. Artık gün batmış, güneşten geriye yalnızca bir kızıllık kalmıştır. Bu vakit yirmi dört saatlik bir günün ölümüyle birlikte bizim ölümümüzden de haber verir. Güneşin batmasıyla birlikte doğan her şeyin bir gün batacak olduğu gerçeğini hatırlarız. Bu düşünceler içinde kalbimize teselli vermek ve ruhumuzu huzura kavuşturmak için akşam namazına koşarız.

Ebu Atıyye dedi ki; ben ve Mesruk, Aişe (r.a)’nın yanına gittik.

Mesruk ona:

-“Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor. dedi.

Bunun üzerine Aişe (r.a):

Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir? diye sordu.

Mesruk da:

– (İbni Mes’ud’u kastederek) Abdullah’tır. cevabını verdi.

Bunun üzerine Aişe (r.a):

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de öyle yapardı.” dedi.(Müslim, Sıyâm 49-50)

 

Yatsı Namazı

Büyük karanlık

Yatsı vakti güneşe ait hiçbir izin kalmadığı zamandır. Artık arkada bırakılan bir günün varlığı hakkında bize fikir verecek hiçbir şey yoktur. Akşam vakti izini bir kızıllık halinde şafağa bırakmıştı, o kızıllık da gidince her şey gitmiş ve bitmiş olmaktadır. Yatsı vakti bizlere her şeyin bitip tükendiğini ve kabirde her türlü ışıktan mahrum kalacağımızı hatırlatır. Bu vakitten sonra artık uyku alemine geçeriz. Hem yarı ölüm olarak adlandırılan hem de huzur ve dinlenme zamanı sayılan bu aleme geçmeden önce güne şükürle başladığımız gibi yine bir şükürle son vermek, gün içerisinde yaptıklarımızdan dolayı Allah’ın affına sığınmak için yatsı namazını kılarız.

Ebu Hüreyre (r.a) ‘den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v)şöyle buyurdu:

Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur.  İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi. (Buhârî, Mevâkît 20)

Dinimizde Rüya Görmek

Rüya, uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütünü, görülen hayaller dizisi, hayal, düş, ümit anlamına gelir.
Rüyada çeşitli hikmetler vardır. Kimi için bir müjde, kimi için bir ikazdır. Kur’an-ı kerimde rüya ve tabiri ile ilgili pek çok bilgi vardır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Güzel rüya müjdedir.”

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (Sav) rüyalar hakkında şöyle buyurmuştur:

“Rüyâ üç kısımdır: Birincisi sâlih rüya olup Allah’tan bir müjdedir; ikincisi şeytanın verdiği korku, (vesvese) ve hüzündür; üçüncüsü de kişinin kendi kendine konuştuğu şeylerdir. Kim rüyasında hoşlanmadığı bir şey görürse, onu başkalarına anlatmasın; hemen kalkıp namaz kılsın…”

Rüya tabiri, ilim işidir. Herkes tabir edemez. Çünkü tüyadaki sembollerle günlük hayattaki olaylar arasındaki benzerliğe bakılarak yapılır. Bu ilgiyi kuramayanlar o yorumu yapamazlar. Hele günümüzde bu ilmi bilen yok gibidir. Rüyalarımızı, anlatacaksak, bilhassa güzel olanları salih kimselere anlatmalıdır. Çünkü salih kimse, rüya tabir ilmini bilmese de, hayra yorar, ondan zarar gelmez. Kötü, karışık rüyaları kimseye anlatmamalıdır.

Rüya iyi ise, hayırdır inşaallah demeli, kötü ise, Allah teâlâ bu rüyanın şerrinden seni muhafaza etsin denmelidir.

Görmediği rüyayı gördüm demek de çok kötüdür. Çünkü hadis-i şerifte:

“En büyük yalan, görmediği halde, rüyamda şöyle gördüm demektir.” buyurulmuştur.

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (Sav):

“Sizden biri sevdiği bir rüya görürse bilsin ki o Allah’tandır. Bunun için Allah’a hamd etsin ve rüyayı anlatsın. Bunun dışında hoşuna gitmeyen bir şey görürse o da şeytandandır; şerrinden Allah’a sığınsın ve kimseye anlatmasın. O rüya ona zarar vermez.” buyurmuştur.

Hayırlı rüyalara…

Müddessir Suresi

Müddessir Suresi Kur’an-ı Kerim’in yetmiş dördüncü suresidir. Mekke döneminde inmiştir. Elli iki ayettir. Sure, adını birinci ayette geçen “el-Müddessir” kelimesinden almıştır.

Müddessir; örtüsüne bürünen, demektir. Sûrede, Peygamber efendimize; inkar yolunda olanları uyarması, Allahü teâlâyı tekbir etmesi, yüceltmesi, sabırlı olması vs. emredilip, inkârcıların uğrayacakları cezâlar bildirilmiş, iyilerle kötülerin mukayesesi yapılmıştır.

Müddessir Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

Yâ eyyuhel muddessir(muddessiru). (1) Kum fe enzir. (2) Ve rabbeke fe kebbir. (3) Ve siyâbeke fe tahhir. (4) Verrucze fehcur. (5) Ve lâ temnun testeksir(testeksiru). (6) Ve li rabbike fasbir. (7) Fe izâ nukıre fîn nâkû (nâkûri). (8) Fe zâlike yevme izin yevmun asî (asîrun). (9) Alel kâfirîne gayru yesîr (yesîrin). (10) Zernî ve men halaktu vahîdâ (vahîden). (11) Ve ce’altu lehu mâlen memdûdâ(memdûden). (12) Ve benîne şuhûdâ(şuhûden). (13) Ve mehhedtu lehu temhîdâ(temhîden). (14) Summe yatmau en ezîd(ezîde). (15) Kellâ, innehu kâne li âyâtinâ anîdâ(anîden). (16) Se urhikuhu saûdâ(saûden). (17) İnnehu fekkere ve kadder(kaddere). (18) Fe kutile keyfe kadder(kaddere). (19) Summe kutile keyfe kadder(kaddere). (20) Summe nazar(nazare). (21) Summe abese ve beser(besere). (22) Summe edbere vestekber(vestekbere). (23) Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru). (24) İn hâzâ illâ kavlul beşer(beşeri). (25) Se uslîhi sekar(sekare). (26) Ve mâ edrâke mâ sekar(sekaru). (27) Lâ tubkî ve lâ tezer(tezeru). (28) Levvâhatun lil beşer(beşeri). (29) Aleyhâ tis’ate aşer(aşare). (30) Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtûl kitâbe vel mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ(yeşâu), ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hû(huve), ve mâ hiye illâ zikrâ lil beşer(beşeri). (31) Kellâ vel kamer(kameri). (32) Vel leyli iz edber(edbere). (33) Ves subhı izâ esfer(esfere). (34) İnnehâ le ıhdel kuber(kuberi). (35) Nezîren lil beşer(beşeri). (36) Li men şâe minkum en yetekaddeme ev yeteahhar(yeteahhare). (37) Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun). (38) İllâ ashâbel yemîn(yemîni). (39) Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne). (40) Anil mucrimîn(mucrimîne). (41) Mâ selekekum fî sekar(sekare). (42) Kâlû lem neku minel musallîn(musallîne). (43) Ve lem neku nut’ımul miskîn(miskîne). (44) Ve kunnâ nehûdu maal hâidîn(hâidîne). (45) Ve kunnâ nukezzibu bi yevmid dîn(dîni). (46) Hattâ etânel yakîn(yakinu). (47) Fe mâ tenfeuhum şefâatuş şâfiîn(şâfiîne). (48) Fe mâ lehum anit tezkireti mu’rıdîn(mu’rıdîne). (49) Ke ennehum humurun mustenfireth(mustenfiretun). (50) Ferret min kasvereh(kasveretin). (51) Bel yurîdu kullumriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşereh (muneşşereten). (52) Kellâ, bel lâ yuhâfûnel âhıreh(âhıreten). (53) Kellâ innehu tezkireh(tezkiretun). (54) Fe men şâe zekereh(zekerehu). (55) Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh(magfireti). (56)

Müddessir Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey (örtüsüne) bürünen! (Resûl)!
2. Kalk, (insanları) uyar.
3. Rabbini tekbir et (büyükle).
4. Elbiseni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyeni her türlü kirden) arındır.
5. Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et.
6. İyiliği, (karşılığında) daha çoğunu umarak yapma!
7. Rabbin için (her şeye) katlan.
8. O Sûr’a üfürüldüğü zaman,
9. İşte o gün zor bir gündür.
10. Kâfirlere kolay değildir.
11-12-13-14. Tek başına (hiçbir şeysiz, çıplak) yarattığım adamı da bana bırak! Ona hem bolca mal verdim, hem de (yanında) hazır bulunan oğullar (verdim)! Kendisine (bu nimetleri) döşedikçe döşedim.
15. Sonra yine de hırsla artırmamı ister.
16. Hayır! (Artırmayacağım.) Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı oldukça inatçı idi.
17. Ona zor bir meşakkat yükleyeceğim (Onu sarpa sardıracağım.)
18. Çünkü o, (Kur’an hakkında uzun uzun) düşündü, ölçtü biçti.
19. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
20. Yine kahrolası (aklınca) nasıl ölçtü biçti!
21-22-23-24-25. Sonra baktı (baktı) da, (söyleyecek söz bulamayıp) surat astı ve kaşlarını çattı. Sonra arka döndü ve büyüklük tasladı da: “Bu (öğretilip) rivayet edilen bir sihirden başka bir şey değildir, bu sadece insan sözüdür.” (dedi).
26. Onu (o güç yetiremeyeceği) Sekar’a (cehenneme) atacağım.
27. Sen biliyor musun Sekar nedir?
28. O, ne geri(de bir şey) bırakır ne de (tekrar tekrar yakmaktan) vazgeçer.
29-30. O (durmadan yenilenen) derileri yakıp (simsiyah) kavurandır. Onun üzerinde on dokuz (muhafız melek)[4]vardır.
31. Biz o ateşin zebânîlerini, sadece meleklerden kıldık. Onların sayısını da o inkâr edenler için ancak bir imtihan yaptık. (Böylece) kendilerine kitap verilenler de (Kur’an’ın hak olduğuna) iyice inansınlar, inananların da imanı artsın (kuvvetlensin) diye. Artık hem kendilerine kitap verilenler hem de mü’minler şüpheye düşmesinler. (Bu,) kalplerinde bir hastalık bulunanlarla, kâfirler: “Allah, bu misal ile ne demek istemiş olabilir?” desin(ler diyedir). İşte böylece Allah dilediğini (niyet ve amellerinin gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu (cehennem, yahut zebânîlerin sayısı), insanlara (ibret için) bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.
32. Hayır! (Onlar öğüt almazlar). Ay hakkı için…
33. Dönüp geldiği zaman, gece hakkı için…
34. Ağardığı sırada sabah hakkı için…
35. Muhakkak o (cehennem), büyük (bela)lardan biridir.
36-37. Hem sizden (ibadet ve hayırda) ileri geçmek veya geri kalmak isteyenleri korkutmak için insanları uyarıcıdır.
38. Her nefis kazandığına bağlıdır.
39. Ancak bahtiyar olan (defteri sağından verilen)ler böyle değildir. (İman edip iyi amelleriyle kurtulmuşlardır.)
40-41-42. (Onlar) cennetlerdedirler. Onlar suçlulara: “Sizi kavurucu ateşe sokan nedir?” (diye uzaktan sorarlar.)
43-44-45. (Günahkârlar) derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. (Kur’an’ın buyruklarını bırakıp, batıl şeylere) dalanlarla beraber biz de dalardık.”
46-47. “Ceza gününü yalan sayardık. Nihayet (bu halde iken) bize (gelmesi) kesin olan (ölüm) gelip çattı.”
48. Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
49-50-51. Böyle iken onlara ne oluyor da, sanki aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâlâ Kur’an’daki) öğütten yüz çeviriyorlar?
52. Fakat onlardan herkes, kendisine (Allah tarafından) dağıtılmış sahifeler (verilmesini) istiyor.
53. Hayır! (Bu olacak şey değildir!) Doğrusu onlar (bu alaycı sözleriyle) âhiretten korkmuyorlar.
54. Bilakis, (korkmaları gerekir.) Şüphesiz o (Kur’an) da (hayatta esas alınacak) bir öğüttür.
55. Artık kim dilerse onu düşünüp öğüt alsın.
56. (Ne var ki) Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Saygıyla emirlerine itaat edilmeye lâyık olan ancak O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

“Müddessir sûresini her zaman okumayı alışkanlık hâline getiren kimseye, Allahü Teâlâ Mekke’de yaşıyan müminlerin sevâbı kadar sevâb ihsân eder.”