Zekatın Hikmetleri -II-

zekat

Allah İçin Verilecek Mallar

Kişinin en çok sevdiği ve nefsinin kendisi için ayırıp tercih ettiği en iyi maldan zekat/sadaka vermesi daha fazilet­lidir. Böylece yüce mevlasının emrettiği gibi onun için ola­nı tercih etmiş olur. Allah Teala, kendisi için infak edenle­rin halini bir misalle şöyle anlatmıştır: “Kazandığınız şeyle­rin helal olanlarından infak ediniz. Size verilse gözü­nüzü yummadan almayacağınız kötü malı hayır diye infak etmeye kalkışmayın.”

Yani malınızın değersiz olanlarını ayırıp Allah için vermeye kalkışmayın; öyle ki bu mal sizden birine verilmiş ol­sa onu ancak istemeyerek ve verenden utanarak alır. Nef­sinizin güzel bulmadığı yahut ileri için biriktirmeyi kötü gör­düğü yahut başkasından dolayı aldığı veyahut birine he­diye etmeyi güzel görmediği değersiz malları, zekat ve sa­daka olarak Allah için vermeye kalkışmayın. Böyle yapar­sanız, nefsini veya senin gibi bir kimseyi yüce rabbine ter­cih etmiş olursun. Bu, kötü edeptendir. Kötü edep ile hiçbir ibadet yerine gelmiş olmaz.

Hz. Enes’in (r.a) rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Harama bulaşmadan kazandığı maldan infak eden kula müjdeler olsun. ”

Veren ile Alanın Duası

Bir fakire sadaka verdiğin zaman sana dua ederse aynı şekilde sen de onun için dua et. Böyle yaparsan, senin duan onun duasına karşılık olur. Böylece verdiğin sadakanın sevabı sana kalmış olur. Aksi halde onun duası senin yaptığın iyiliğe karşılık olur. Alimler bu durumdan sakınırlardı. Ayrıca bu, tevazuya daha yakın bir davranıştır.

Aslında sen fakire ulaştırdığın hayırdan dolayı dua ve teşekkür gibi bir karşılığı hak etmiş değilsin; çünkü sen yü­ce Allah tarafından sana farz kılınan bir ibadeti yapmakta­sın veya yüce Rabbinin o kimseye takdir ettiği rızkını ulaş­tırmaktasın.

Hz. Aişe ve Ümmü Seleme (r.a) bir fakire herhangi bir yardım gönderdiklerinde zekatı götüren elçiye, fakirin yap­tığı duayı aklında tutmasını söylerlerdi. Sonra kendileri ay­nı duayı o fakir için yaparlardı ve “Sadakamızın sevabının bize kalması için böyle yapıyoruz” derlerdi. Hz. Ömer ve oğlu Abdullah da böyle yapardı.

Kendisine bir hayır yaptığın fakirden sana dua etmesi­ni beklemen ya da ondan bunu istemen uygun değildir. Ay­rıca ona yaptığın iyilikten dolayı seni hayırla anmasını ve övmesini de istememelisin. Çünkü bunlar sadaka ve hay­rın sevabını noksanlaştırır. Bu beklenti sende ileri seviye­ye ulaşır ve kalbinde kuvvetlenirse amelini iptal eder.

Her ne kadar fakirin sana dua etmesi veya kendisine yaptığın iyiliğe karşılık seni hayırla anma görevi varsa da, o bununla Allah’ın kendisine emrettiğini yapmakta ve O’na kulluk etmektedir. Dolayısıyla sen, sana yapacağı teşek­kürü onun üzerindeki bir hakkın olarak görmemelisin.

mekke-dua

Güzel Edepli Olmak

Fakire herhangi bir iyilik yaptığın zaman, bunu güzel edeple, yumuşaklıkla, lütuf ile, tatlı sözlerle ve alçak gönül­lülükle yap. Edep sahibi kimseler bir fakire herhangi bir şey vermek istediklerinde ellerini açarak verirlerdi. Bunu, faki­rin elinin kendi ellerinin üstünde olması ve böylece onun kendilerinden daha üstün olduğunu göstermek için yapar­lardı. Bazıları da verecekleri şeyi fakirin önüne veya yere koyup bunu kabul etmesini isterlerdi. Böylece bir bakıma kendileri isteyici duruma gelirlerdi. Fakiri yüceltmek için, ona verdikleri şeyi elleriyle uzatarak vermezlerdi. Bu du­rum kulun rabbini yakınen tanıdığını ve ibadetinde güzel edep içerisinde olduğunu gösterir.

Kim yaptığı iyiliğin karşılığı olarak fakirin kendisini öv­mesini isterse bu övgü onun amelinden elde edeceği payı­dır ve böylece yaptığı hayrın sevabı yok olur. Hatta, Allah için yaptığı bir amelde ve Allah’ın onun eliyle kuluna gön­derdiği bir rızıkta fakirin kendisini övmesini istediğinden dolayı günah bile kazanır. Bundan kendisini kurtaran kim­senin hali ne kadar güzel olur.

Edep

İyiliğe Teşekkür Etmek

Fakirin kendisine iyilik yapan kimseye bir teşekkür ola­rak özel dualar etmesi müstehaptır. Bunu bir edepten ve mevlasının ahlakı ile ahlaklanmak için yapmalıdır. Çünkü Cenab-ı Hak o kimseyi hayır için bir sebep ve iyilik için bir vasıta yapmıştır. Allah Teala verme işinde kulunu bir vası­ta olarak görmekte ve bundan dolayı kulunu övmektedir.

Böyle yapmak, insanlara bir teşekkür, onlar için dua ve güzel övgüde bulunmaktır. Kendisine bir şey vermedikleri zaman onları kötülememesi de bir çeşit teşekkürdür. Hayır sahibinin verdiğini alırken onları ayıplamamak da teşekkü­rün ayrı bir şeklidir.

Bu söylediklerimizi, şu hadis-i şeriften anlıyoruz: “Ken­disine iyilik yapan insanlara teşekkür etmeyen kimse, Al­lah Teala’ya şükretmiş olmaz..”

İnsanlara teşekkürde, hayra vasıta yapılan şeyleri ka­bul etmek, nimetin ortaya konulmasında güzel edeple mu­amele etmek ve nimet veren yüce Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak mevcuttur. Çünkü Allah insanlara nimetlerini ihsan etmiş, sonra onlara bir ikram olarak şükürlerine bol sevap­la karşılık vermiştir.

Bir haberde şöyle rivayet edilmiştir: “Yakın sahibi kullar, kendilerine verilen bir nimette önce Allah’ın elini (rahmeti­ni) müşahede edip O’na şükreder. Sonra bu iyiliği yapan müttaki kimselere teşekkür ederler. Çünkü yüce mevla on­ları fakir için bir hamd sebebi ve onun rızkı için bir vasıta yapmıştır.”

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Kim iyilik ederse onun iyiliğine benzer bir iyilikle karşılık veriniz. Eğer buna imkanınız olmazsa, iyiliğine karşılık olduğuna kanaat getirinceye kadar hayır sahibine dua ediniz.”

İnfaktan dolayı Allah’a şükretmek ise, o malın hiçbir şe­riki olmadan Allah’tan geldiğine kesin olarak inanmak ve o mal ile Allah’a ibadet etmeye çalışmakla olur.

Hayır Yapmak İçin Tercih Edilecekler

Sadaka/zekat verirken, halini gizleyen, halk tarafından bilinmemeyi tercih eden, ona buna halini açıp şikayet et­meyen dindar ve maneviyat ehli kimseleri arayıp bulmak daha faziletlidir. Bunlar, durumları Kur’an’da anla­tılan kimselerdir. Onlar, fakirliklerinden, geçim darlığından yahut kalbini ıslahla meşgul olduğundan veyahut da imka­nı olmadığından yer yüzünden ticaret için gezip dolaşamadığından kendisini ahiret yoluna adamış, devamlı ibadet ve taat ile meşgul olan kimselerdir. Ayet onların sıfatlarını şöyle anlatır: “Onların iffetlerinden dolayı cahiller kendileri­ni zengin zanneder. ”

O halde yaptığın iyiliği, bu vasıfları veya bir kısmını ta­şıyanlara yapmaya gayret et. Böyle yaparsan, amelin te­miz, yaptığın işler de karşılık bulmaya layık olur. İyiliğin ve hayrın en faziletli olanı, fakir kardeşlerine yaptığın iyiliktir.

Hz. Ali’nin (r.a) şöyle dediği nakledilmiştir: “İhtiyaç sahi­bi bir kardeşime 1 dirhem sadaka vererek hukukunu gö­zetmem, bana, başkasına 20 dirhem sadaka vermekten daha sevimlidir. Kardeşime 20 dirhem sadaka vererek iyi­lik yapmam, başkasına, 100 dirhem sadaka vermekten da­ha sevimlidir. Yine kardeşime 100 dirhem sadaka ver­mem, benim için bir köle azat etmekten daha sevimlidir.”

Çünkü Allah Teala, yakın dostları akrabaların arasında zikretmiştir. Buna göre akrabaya verilen zekatın yabancı­lara verilen zekata üstünlüğü, yabancıları bırakıp da yakın akrabaya sadaka vermenin fazileti gibidir. Zira akrabalık bağından sonra en güçlü bağ din kardeşliği bağıdır.

Seleften biri şöyle demiştir: “Amellerin en faziletlisi, kardeşlik hukukunu devam ettirmektir.”

Kefaretler

tesbih

Kefaret  bizlere bir ceza gibi gözükse de aslında düşünüldüğü gibi değildir. Kefaret bir ibadet çeşididir. Allah Teala bazı kusurları ve günahları birtakım vesilelerle bağışlayıp üstünü örter. Bu vesilelerden her birine de kefaret adı verilmiştir.

Beş çeşit kefaret vardır. Bunlar;

  • Oruç Bozma Kefareti
  • Adam Öldürmenin Kefareti
  • Zıhar Kefareti
  • Hacda ihramlı İken Tıraş Olma Kefareti
  • Yemin Kefareti

Bu kefaretler işlenen bir günaha verilen caydırıcı cezadır. Bu yüzden yasak olan şeylerden insanı engellerler. Hem işlenirse bağışlanmasına sebep olurlar. Başlıca kefaret çeşitleri şunlardır.

secde-etmek

ORUÇ BOZMA KEFARETİ

Ramazan ayında, orucunu kasten ve özürsüz olarak bozan her mükellefin üzerine kefaret gerekir. Bu kefaret, oruç tutmamanın değil, ramazan ayında niyet edilmiş bir orucu bozmanın cezasıdır. Böyle biri gücü yeterse;

  • Müslim veya gayrimüslim bir köle veya cariye azat eder.
  • Buna gücü yetmezse, ara vermeden peş peşe altmış gün kefaret orucu tutar. Bir gün de bozduğu orucu kaza eder. Böylece kefaretle birlikte altmış bir gün oruç tutmuş olur.
  • Buna da gücü yetmezse, sabah akşam olmak üzere her gün için bir fakiri doyurur veya bu miktarı para olarak verir. Yani altmış gün sabah akşam verilmelidir.

 

ADAM ÖLDÜRMENİN KEFARETİ

Bir Müslümanı yanlışlıkla öldüren kimseye kefaret gerekir. Öldürülen, İslam idaresi altında olan bir gayrimüslim olursa yine kefaret vacip olur. Mesela, ava atılan bir kur­şun ile bir şahsın öldürülmesi hata ile öldürme niteliğinde­dir. Burada kasıt yoktur. Hata ile adam öldürme kefareti gücü varsa bir mümin köle veya cariye azat etmektir. Buna gücü yoksa iki ay arka arkaya oruç tutmaktır.

 

ZIHAR KEFARETİ

Zıhar, bir kimsenin karısının vücudunu ve onun tam bir azasını kendisine ebedi olarak haram bulunan bir kadına veya bakması haram olan bir uzvuna benzetmesidir. Me­sela, bir kimsenin karısına, “Sen bana annem gibisin” ve ya, “Sen bana annemin arkası gibisin” ya da “Senin boy­nun annemin arkası gibidir” demesi gibi. Bu şekilde söz söyleyen kimse zıhar yapmış olur. Gerçekte kendisine he­lal olan bir şeyi haram göstermiş olmaktadır. Eşine karşı zıhar yoluna başvurmuş kimse zıhar kefaretini yerine getirmedikçe onunla cinsi münasebette bulun­ması helal olmaz.

Zıhar kefareti aynen oruç kefareti gibidir. Zıhar kefareti sırasıyla köle azat etmek, o yoksa peş peşe iki ay oruç tut­maktır. Sağlığı buna elverişli değilse altmış fakiri doyurur. Bu sıranın gözetilmesi mecburidir. İki ay peş peşe oruç tu­tarken hanımıyla cinsi münasebette bulunursa iki aylık oruca yeniden başlaması gerekir.

dua-eden-erkek

 

HACDA TIRAŞ OLMA KEFARETİ

Tıraş kefareti, hac için ihrama giren kimsenin bir maze­retten dolayı saçlarını vaktinden önce tıraş ettirmesiyle vacip olur. Bu, üç gün oruç tutmaktan ibarettir. Bu orucun peş peşe olması şart değildir, ayrı ayrı günlerde de tutulabilir.

İhramlı kimse eğer başının dörtte bir ve daha fazlasını veya sakalının dörtte birini mazeretsiz tıraş etse kendisine bir kurban cezası gerekir. Dörtte birden daha azını tıraş et­se sadaka verir.

 

YEMİN KEFARETİ

Yemin kefareti, yaptığı bir yemine riayet etmeyip onu bozan bir kimseye gereken bir kefarettir. Şu şekilde yerine getirilir.

  • Varsa ve gücü yeterse müslim veya gayrimüslim bir köle azat etmek,
  • On fakiri akşam sabah doyurmak,
  • On fakiri orta halde bir elbise ile giydirmek.
  • Bu üç şeyden hiçbirine gücü yetmeyen için peş peşe üç gün oruç tutmaktır. Bu orucun arasına adet hali bile ol­sa bir kesinti girerse yeniden tutulması gerekir.

On fakirin sabah akşam doyurulması yerine bir fakiri sabah akşam on gün doyurmak da yeteridir. Çünkü bir fakir değişik günlerde başka başka fakir yerindedir. Bir vakit ye­mek verip, bir vakit yemeğin bedelini vermek de caizdir. On ayrı fakire fitre miktarı bir şey verilmesi de yeterli olur. Ancak, bu kefaret için on fitre miktarı bir fakire bir günde veril­se, bir fitre verilmiş sayılır. Elbise vermek meselesi de bu­nun gibidir. Bir fakire on gün birer elbise verilmesi caizdir.

Fakire verilecek elbisenin onun vücudunun tamamım veya çoğunu örtecek bir halde bulunmalıdır. Bu elbisenin iki veya üç parçadan oluşması daha iyidir.

Kefaretin, yemin bozulduktan sonra yerine getirilmesi gerekir. Önce vermesi geçerli olmaz. Çünkü kefaret bir tövbe demektir. Tövbe ise günahtan sonra yapılır. Bir de kefaret, yemininde sadık olmanın yerine geçer.

Namaz Yalnızlığa Çaredir

Kabe'de Namaz
Kabe’de Namaz

Namaz kılmak insanın yalnızlık hissine kapılmasının önüne geçer. İnsanların birbirinden isteyerek veya istemeyerek uzaklaştıkları, günlük hayat koşuşturmasının giderek arttığı bugünkü medeniyetin olumsuz bir etkisi de yalnızlık hissidir. Namaz ferden veya cemaat ile kılındığı zaman her iki durumda da insanların yalnızlık hissini günde en az 5 defa giderebilmektedir.

Çünkü namaz, yalnız kılındığında insanı Allah’ın huzuruna götürmekle, insana yalnız olmadığını hatırlatmaktadır. Cemaatle kılındığı zaman da insanı yine hem Allah ile karşı karşıya getirmekte hem de diğer insanlarla bir araya getirerek yalnız olunmadığını vurgulamaktadır.

Psikiyatristlerin tavsiyesi derdimizi anlatacağımız kişiyi dikkatlice seçmemiz üzerinedir. Çünkü herkese dertlerimizden bahsetmemiz mümkün değildir. Sıkıntılarımızı paylaşacağımız kişinin mesleği, yaşı, cinsiyeti önemli değildir. Önemli olan bizi anlayan, dinleyen ve yardım eden biri olduğunu hissetmemizdir.

Bu durumda işiten, gören ve her işin sahibi olan Allah, hiç düşünmeden sığınabileceğimiz yegane limandır. Peygamber Efendimiz bir sıkıntıyla yüz yüze geldiğinde namaza sığınırdı. Bir iş, Allah Resulü’nü tedirgin ettiği zaman namaza yönelir ve müezzini Bilal Efendimize de ezanı kastederek “Bizi rahatlar ey Bilal!” derdi. Bu sözleriyle Efendimiz namazın insanı rahatlattığını, sıkıntılarını, kederini, yalnızlığını Allah’a açarak, O’na yalvararak giderebileceğini belirtmiştir.

Kolin adında, sonradan Müslüman olan bir İngiliz, gemi ile Mağrip’teki Tanca şehrine sefer yaptığında büyük bir fırtına kopar. Gemi batma tehlikesi ile karşı karşıya gelir. Yolcular eşyalarını denize atmaya, kaçışmaya başlarlar. Herkes korku, endişe ve çaresizlikten dolayı ne yapacağını şaşırır. Tam o sırada, Müslümanlar tek saf haline durarak tekbir, kelime-i şahadet ve tespih getirirler.

namaz-kılmak

Kolin onlardan birine yaklaşarak ne yaptıklarını sorar. Müslüman adam cevap verir: “Allah’a namaz kılıp, dua ediyoruz.” Kolin tekrar sorar: “bu geminin batmaya yüz tutması sizi endişelendirmiyor mu?” Müslüman cevap olarak “Hayır” der. “Biz öyle bir Allah’a namaz kılıyoruz ki bütün iş yalnız O’nun kudreti iledir; isterse diriltir, isterse öldürür.” O korkutucu anda bile Müslümanların kendilerini Allah’ın yanında hissetmelerinden etkilenen Kolin, daha sonra İslam’ı tetkik eder. Bu hadise neticede onun hidayete ulaşmasına vesile olur.

Göğsü daralan, gönlü muzdarip olan, kendini yalnız hisseden kimselerin saadeti namazda gizlidir.

Cemaatle Namazın Kuralları

Cemaatle Namaz

Cemaat ile kılınan namazın geçerli olması için imamın ve cemaatin taşıması gereken özellikler ve uyması gereken kurallar vardır. Bunlara uyulmadığı takdirde cemaatle namaz geçerli olmaz.

İmamın;

  • Müslüman, akıllı, baliğ ve erkek olması,
  • Namazı geçerli olacak kadar ezberinde Kur’an bulunması,
  • Kur’an’ın anlamını bozmayacak şekilde ve doğru okuması,
  • Namazın şart ve rükünlerine uyması,
  • Kadın cemaat varsa onlara da imam olmaya niyet etmesi gerekir.
  • İmamın cemaatten en az bir arşın yukarıda ya da alçakta durup namaz kıldırması ise mekruhtur.

Cemaatin;

  • İmama uymaya niyet etmesi,
  • İmamdan geride durulması,
  • İmam ile cemaatin aynı namazı kılması,
  • İmam ile cemaat arasında kadınlardan oluşan saf, boş saflar veya bir yol bulunmaması,
  • Tekbir, rüku ve secdenin imamdan sonra yapılması gerekir.

cemaat namazı

Cemaat ile namaz kılarken uyulması gereken kurallar;

  • Farz namaz kılan kimse, nafile namaz kılan imama uyamaz.
  • Cemaate yetişmek için koşmak, ön safta boş yer varken arkada namaza durmak mekruhtur.
  • Cemaat, kıyamda iken Sübhaneke duasını, intikal tekbirlerini, Semiallahü limen hamideh duasını, rüku ve secdelerde tesbihatı, oturuşlarda Tahıyyat, Salli, Barik ve Rabbena dualarını okur, selamı da imamla birlikte verir.
  • İmam, cemaatle kılınan vitir namazında Kunut duasını, bayram namazlarındaki zait tekbirlerini, 3 ve 4 rekatlı namazlarda birinci oturuşu, tilave ve sehiv secdelerini terk etse cemaat de terk eder.
  • İmam, iki secdeye üçüncü secdeyi eklese, bayram namazlarında zait tekbirleri üçten fazla alsa, sehven iki rekatlı namazlarda üçüncü, üç rekatlı namazlarda dördüncü, dört rekatlı namazlarda beşinci rekata kalksa cemaat imama uymaz.
  • Cemaat Tahıyyat duasını okumayı tamamlamadan imam kıyama kalksa, cemaatle kılına vitir namazında cemaat kunut dualarını okumayı tamamlamadan imam rükuya gitse cemaat imama uyar.
  • Kadınlar, erkeklerin arkasındaki saflarda namaza dururlar. Eğer bir kadın erkeğin önünde veya aynı mekanda aynı safta olursa erkeğin namazı bozulur. Eğer kadınların namaz kıldığı yer alt veya üst katta ise veya arada duvar varsa veya bir insan sığacak kadar boşluk varsa önde veya aynı hizada olmakla erkeğin namazı bozulmaz.

Sabah Namazını Cemaat ile Kılmak

Cemaatle Namaz

Yüce Rabbimiz, İsra suresinin 78. ayetinde bizlere sabah namazının şahitli olduğunu bildirmiştir. (Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. İsra,78) Sabah namazının şahitli olması, gece ve gündüz meleklerinin sabah namazında buluşmaları ve namaz kılanlara şahit olmaları demektir. Cemaatle namaz kılmaya, “Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.” (Bakara, 43.ayet) ayetinde de işaret edilmektedir. Bu ayetteki “rüku edenlerle”  denilmesi Müslümanları kastetmektedir. Dolayısıyla Müslümanlarla birlikte rüku edin demek cemaatle namaz kılın demektir. Birçok hadis-i şerifte de namazların cemaatle kılınmasının daha faziletli olduğu vurgulanmaktadır. Bu hadislerden bazıları:

“Cemaatle namaz, tek başına namazdan 25 derece daha faziletlidir. Gece ve gündüz melekleri sabah namazında toplanır. Sonra ravi Ebu Hüreyre sabah namazlarında meleklerin toplandığına delil olarak; İsterseniz “Sabah namazı şahitlidir” ayetini okuyun demiştir.”

“Eğer insanlar yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmanın sevabını bilselerdi bu iki namaza sürünerek bile olsa gelirlerdi.”

cemaatle-namaz

“Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha zor gelen bir namaz yoktur. Eğer onlar sabah ve yatsı namazlarındaki sevabı bilselerdi sürünerek bile olsa gelirlerdi.”

“Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibi olur. Kim yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılarsa gecenin tamamını ibadetle geçirmiş gibi olur.”

“Kişinin bir başka kişi ile birlikte kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan, iki kişi ile birlikte kıldığı namaz bir kişi ile birlikte kıldığı namazdan daha sevaptır. Cemaat ne kadar çok olursa bu namaz Allah’a o nispette sevimlidir.”

“Şüphesiz Allahu Teâlâ, ilk saftakilere rahmet eder. Melekler de onlar için rahmet duası ederler. Müezzinin, sesinin ulaştığı yere kadar günahları bağışlanır. Ezan sesini duyan canlı ve cansız varlıklar, onu tasdik ederler. Ona, kendisiyle beraber namaz kılanların ecri kadar ecir verilir.”

“Sizden biri evinde abdest alır, sonra mescide gelirse, evine dönünceye kadar ona namaz sevabı verilir.”